Aylık arşivler: Mayıs 2016

HAYKIRIŞ

image

            İnsanlar bu kalpleri boşuna mı taşıyorlar göğüs kafeslerinin içinde . Yada sadece yaşamak için mi kullanıyorlar .Aslında kural konulması gerek,sevmeyi bilmeyen kalpler yok edilecektir diye ☺
           Kalp;sevgi,merhamet,vicdan ve yaşamak için gerekli.Ama bakıyorum da çoğunluk artık sadece yaşamak için kullanıyor .Diğerleri hak getire.Öyle bir zamana gelmişiz ki artık sevginin anlamını bilenleri samanlıkta ki iğne gibi zor bulacaz.
            Sevmek;sadece sevgiliyi sevmek değil.Ağacı sevmek,hayvanları sevmek,doğayı sevmek yani kısacası yaşayan her canlıyı sevmek yada sevebilmek en azından sevmek için çaba sarfetmek.Sevmeyi beceremeyen bir kalp boşuna yaşamasın bence.
Bunca savaşın ,açlığın ,ölen insanların sebebi zaten bu sevmeyi bilmeyen kalpler değil mi?Doyumsuz egoları,bitmek tükenmek bilmeyen ihtirasları …
          Onların yerine zaten biraz sevgiyi koyabilselerdi dünya bu kadar yaşanmaz hale gelmezdi.Bence ölsün onlar ya ölsün ölsün…

SİYAHGOLGE…

Ben Daha Küçük Bir Çocuğum…

5
Daha 7 yada bilemedin 8 yaşlarında küçük bir kız çocuğuydu.O kadar hayat dolu o kadar güzeldi ki ,o yaşta ki her çocuk gibi…Kendi halinde bir ailenin çocuklarından biriydi sadece.O zamanlar çocuklar özgürce sokakta oynayabiliyor başlarına bişey gelir diye bu kadar korkulmuyordu.
Bahar aylarıydı çiçekler açmış havalar iyicene ısınmaya başlamıştı artık.Sokaklar kuş sesleri çocuk cıvıltılarıyla şenleniyordu.Haftasonu olduğu için okul yoktu,o da arkadaşlarıyla oynamak için dışarı çıkmıştı.Oyun alanları hemen evlerinin arkasındaki sokaktı.Hemen gidip arkadaşlarıyla buluşup oyun oynamaya başladı.Mahallede pek kız yoktu o yüzden erkek çocukları abilerle filan genelde ya maç yaparlardı,ya da kovalamaca oynarlardı.
Dışarı çıkalı o kadar çok olmuştu ki artık hava kararmaya dönmüştü.Oyun oynarken vakit nasıl da çabuk geçiyordu.Mahalledeki abilerden biri hadi erik toplamaya gidelim dedi.Çocukluk aklı ya hemen atladı “ben de gelicem”diye küçük kız.Başına geleceklerden habersizce…
Hadi gidelim diyen abiyle kendinden başka kimse gitmemişti,hayret!Ama o bunu idrak edebilecek yaşta değildi ve umursamadı.Abinin peşine takılıp gitti ,aynı mahallenin çocuklarıydı onlar.Bir bahçeye girdiler,kocaman bir erik ağacı ve her yer erik dolu.”Yaşasın” dedi kız sevinçle.Hemen erik toplamaya başladı.
Sonra abi dediği kişi bahçedeki evde bir delinin oturduğunu ve onları yakalarsa döveceğini söyledi.Küçük kız çok korkmuştu.Ne yapacağız diye şaşkınlıkla yüzüne bakıyordu abinin.Abi geldikleri yerden dönemeyeceklerini bahçenin önünde ki kapıdan çıkacaklarını söyledi.Kapıya doğru gittiler ama kapı kilitli ve çok yüksekti.Kız döndü ve:
-Ne yapacağız şimdi? Diye sordu.Çokta korkmaya başlamıştı adama yakalanacaklar diye.
-Ben seni kucağıma alıcam,sende kapının üzerine çıkacaksın ordan kaçarsın,dedi sinsice…
Kız çok korkuyordu ve tamam dedi.Zayıf ufak tefek bişeydi zaten.Abi denilen yaratık kızı kucağına aldı ve eteğinin altından beri hemen iç çamaşırına elini soktu kızın.Kız korkudan bağıramıyordu bile sadece ne yapıyorsun diyebildi.
-Sus sesini çıkarma,sadece okşamak istiyorum bişey olmayacak,dedi.
Zavallı kız korkudan ne yapacağını bilemiyordu,aklını yitirmek üzereydi.Sonra herşeyi göze alarak bağırmaya başladı.Bağırmaya başlayınca hemen kucağından indirdi kızı ve kız koşarak geldikleri yerden beri bahçeden çıktı.Koşarak evlerinin arkasındaki sokağa doğru gitti.Orada arkadaşları bekliyordu.Kimseye hiç bişey söylemedi,korkudan ağlayamıyordu bile. Arkasından o da büyük bir pişkinlikle ve sırıtarak geliyordu.
Kız hemen evine geri döndü,ama ailesi de dahil kimseye hiç birşey anlatmadı. Küçük dünyasında büyük buhranlar yaşıyordu,ama anlatamazdı çünkü bu onun suçuydu.Sadece o çocuk aklıyla düşünebildiği bu kadardı, kendini suçluyordu.O yüzden anlatmamalıydı,anlatamazdı.
Belki günlerce,belki haftalarca belki de yıllarca bu sahne hiç bir zaman gözünün önünden gitmedi ve hiç kimseye hiçbir şey anlatmadı yaşadıklarına dair.Geceleri kabuslarında tekrar tekrar yaşadı hep ve belkide hala yaşıyordur…
SİYAHGOLGE…

Sessizce…

depresyon
Bir gün dedi,bir gün acaba gerçekten benim karşıma da çıkarmı ki?Ya da ben hep böyle yanlış sevdalara tutulup,hep hayal kırıklıklarıyla mı yaşayacağım.Kimse sevmeyecek mi beni gerçekten…
Bütün gece bunları düşündü.Nerde hata yapıyorum acaba,neden terkedilen ben oluyorum?Sürekli aynı sorular beyninin içinde dönüp duruyordu.Sonra durdu ve kendi kendine konuşmaktan vazgeçti.Vakit epey geç olmuştu,sabahın ilk ışıkları perdenin altından beri içeri yavaş yavaş süzülüyordu.
Artık uyumalıyım,uyumalıyım ve yepyeni bir güne uyanmalıyım dedi.Sessizce yorganı başına çekerek uyumaya çalıştı.Aradan biraz zaman geçmişti ki gözleri yavaş yavaş aralanmaya başladı.Ne kadar geçti acaba diye geçirdi aklından,artık kalkmalıyım dedi.Halbuki daha uyuyalı 1 saat bile olmamıştı.Farkında değildi ama artık uyumak bile ona zor geliyordu.Uykuda geçen vakit sanki ömründen çalıyordu.
Kalkıp yüzünü yıkamak için banyoya gitti,bir süre aynada kendini seyretti.Gördüğüne kendi bile inanamamıştı.Gözlerinin altı çökmüş,saç sakal birbirine karışmıştı.Bu benmiyim dedi kendi kendine,ne zaman bu hale geldim diye düşündü.Hiç aklına gelmedi halbuki o gittiğinden beri ne doğru dürüst yemek yemişti ne de uyumuştu.Alışamamıştı ki yokluğuna.Nasıl alışacaktı ,daha bir hafta önce nişan için yüzük bakmaya gitmişlerdi ve düğün için hayaller kuruyorlardı.
Şimdi başka bir erkek için gitmişti,aklı almıyordu bütün bu olanları.Sanki beyni ona akıl almaz oyunlar oynuyordu.O sırada yüreğinde yine o tanıdık acıyı hissetti.Hayali gelmişti gözlerinin önüne.O gün,onu o kafe de gördüğünü hatırladı.Sevdiği,evleneceğini düşündüğü kadının ellerini başka bir adam tutuyor,saçlarında kendinden başka yabancı bir el dolanıyordu.
Sanki o an,orada ruhunu teslim etmişti.Halbuki ne çok sevmişti onu,imkanı olsa bütün dünyayı önüne sererdi.Ama o gitti başkasının olmayı tercih etti,hemde hiç bir açıklama yapma gereği bile duymadan.Yaşanan herşeyi tek bir kalemde silip atarak hiç birşey yaşanmamış gibi.
Birden amansız bir ağrı saplanmıştı başına.Yavaşça merdivenleri inerek mutfağa doğru yöneldi.Dolaptan bir ağrıkesici aldı ve gözü lavabonun üzerinde duran viski şişesine takıldı.Bir an bile tereddüt etmeden viski şişesini eline aldı ve ilaç kutusunda ne kadar ilaç varsa hepsini avucuna boşalttı.O an şuursuzca avucunun içindeki ilaçları tek bir hamlede ağzına atıp viskiyi yudumlamaya başladı ve boş şişeyi mutfağın ortasına doğru fırlatıp attı tıpkı hayalleri gibi…
Sonra tekrar geldiği gibi merdivenleri çıkarak odasına geri döndü.Boylu boyunca yatağın üzerine attı kendini.Gözünden istemsizce akan gözyaşlarını bir eliyle siliyor,bir taraftan da hala neden neden diye sayıklıyordu.Aradan ne kadar vakit geçtiğini artık kestiremiyordu.Gözleri kararmaya başladı ,demek gece oluyordu artık diye düşündü.Yavaş yavaş kapanan göz kapaklarına artık hakim olamıyor ve kendini uykuya teslim ediyordu usulca…
Sadece son kez dudaklarından şu mırıldanma duyuluyordu “seni hala çok seviyorum”.Bunlar artık son sözleri olmuştu.Uykuya bırakır gibi kendini sessizce ölümün kollarına bıraktı…

SİYAHGOLGE…

Bir Özür…

13271864_10209137333891393_1977042827_o
Dalgın dalgın yürürken farkına varmadan evin önüne kadar gelmişti.Kafasını kaldırdı cebinden anahtarı çıkarıp tam kapıyı açmak üzereydi ki o ne!Salonun ışıkları yanıyordu.Tekrar tekrar baktı doğrumuydu gördüğü,evet yanılıyor olamazdı ışıklar yanıyordu.Demek ki demek ki deyip bir heyecanla kapıyı açıp koşarak salona geldi.
Fakat salon bomboştu,acaba yatak odasında ya da banyoda mı diye düşündü bir an ve tek tek heryeri dolaştı.Bir taraftan da çağırıyordu evde olduğundan eminmiş gibi:
-Mert…Hayatım ben geldim nerdesin?
Ama seslenişine cevap gelmiyordu bir türlü.Odalar da bomboştu.Tekrar tekrar dolaştı evin her metrekaresini ama ortalıkta kimse yoktu,o yoktu…
Tekrar salona dönüp kendisini boş bulduğu koltuğun üzerine öylece bırakıverdi. Demek sabah evden çıkarken ışıkları kendi açık bırakmıştı.Hayret hiçte farkında değildi. Gerçi nasıl farkına varabilecekti ki,gidişiyle herşeyide onunla birlikte gitmemişmiydi.Aklı, kalbi,ruhu…Herşey onun gidişiyle bedenini terketmişti.
Hala bir anlam veremiyordu gidişine,neden neden diye sorguladı gecelerce gözyaşları içerisinde.Ama kendi de bir cevap bulamamıştı.Giderken söylediklerini hatırladı tekrar.Sahi ne demişti.”Yapamıyorum,senin bir hatan yok benim suçum.Ben kimseye bağlı kalamıyorum.Uzaktan ya da yakından bu ilişkiler bana göre değil,özür dilerim…”
Yaptığı tek açıklama buydu ve sonunda dilediği kuru bir özür…
Düşündü,özür dileyince herşey geçiyormuydu.Yaşanılanlar,söylenenler,verilen vaatler hepsi bir özürle silinip gidebiliyormuydu?Bir özür geride kalan bütün acıları dindirebiliyormuydu?Heyhat dedi kendi kendine demek bu kadar da basitmiş.Herşey bir özürün üzerini kapatabileceği kadar basit…

SİYAHGOLGE…

Gitmeler Gerek Bazen Kalamadan…

image

“Seni seviyorum koca yürekli adam “diye bağırdı.Sevgilisi de “bende seni” dedi ve birbirlerine sarıldılar.O gün ilk defa o otogarda karşılaşmışlardı.Daha önce sadece sanal bir ortamda tanışmış ve birbirleriyle orada görüşmeye başlamışlardı.Evet bir sanal ortam aşkıydı onlarınki.Bir sosyal arkadaş platformunda tanışmışlar ve bir süre sonra birbirlerine karşı çok kuvvetli bir şekilde bağlanmışlardı.
Yasak aşktı aslında onlarınki,çünkü mutsuz bir evliliği olsa da kadın evliydi.Bir sonları olmadığını ikiside çok iyi biliyordu.Ama herkese ve herşeye inat sadece birkaç günde olsa aşklarını yaşamak istiyorlardı.Ve bunun için biraraya gelmişlerdi.Farklı şehirlerde iki yabancıydılar aslında ve bir şekilde kader onları bir araya getirmişti.Kadın herşeyi göze alarak hayatımda bir kerede olsa kendim için birşey yapıcam dedi ve sevdiği adamın kollarına gidebilmek için yola çıktı.Yollar sanki bitmek bilmiyordu.Saatler saatleri dakikalar dakikaları kovalıyordu adeta.İşte oradaydı sonunda,o otogarda ve sevdiği adamın karşısındaydı.Sonunda dedi sonunda sana kavuşabildim kendi kendine.
-Hoşgeldin güneşim,dedi adam yüzünde muzip çocuksu bir gülümsemeyle.
Elindeki küçük çantasını alıp elele tutuşup arabaya doğru ilerlediler.Evet dedi kadın gerçekten olmuştu ve artık onun yanındaydı.Onun kokusunu duyuyor,elleriyle dokunabiliyordu.Aman Allah’ım bu bir rüya olmalı diye düşündü.Yüreği bir kuşun kanat çırpması gibi pır pır ediyordu.Sonunu hiç hesap etmeden çıkmıştı bu yolculuğa,hayatımda sadece bir kere diye yine geçirdi içinden,sorgusuz sualsiz yaşamak istiyorum.O kadar mutluydu ki gözlerinden okunabiliyordu.İçinde en ufak bir pişmanlık kırıntısı bile barındırmıyordu o gözler.Neden pişman olayım ki dedi,sonuçta istediğim yerdeyim.
Evet gerçekten çok istemişti ve adeta uçarak gelmişti onun yanına.Arabayla sevdiği adamın evine yaklaştıkça heyecanı daha da artıyordu.Eve girdiklerinde boynuna atlayacak ve dudaklarını birbirlerine kavuşturup doyasıya öpüşeceklerdi.Yol boyunca hep bunun hayalini kurdu.Ara sıra birbirlerine bakıp gülümseyip sessizce yola devam ediyorlardı.Sonunda arabayla bahçeye girip,evin önünde durdular.Artık kalp atışları deli gibi hızlanmış, avuçlarının içi terlemeye başlamıştı.Son bir kez sordu kendine “emin misin?” diye fakat hiç bu kadar emin olmamıştı ve kesinlikle diye geçirdi içinden.
Ve işte o an gelmişti,açılan sanki evin kapısı değil yepyeni bir dünyanın kapısıydı.İçeri girip kapıyı kapattıklarında ikisi dışındaki bütün dünyaya karşı kapı kapanmış gibi hissetti.Artık başbaşaydılar,bir üçüncü kişi yoktu yanlarında.Ayakta oturmadan birbirlerine dönüp gözlerini buluşturdular önce.Sessizliği ilk bozan adam olmuştu:
-Dünyamıza hoşgeldin bitanem,dedi.
Kadın hafifçe başını öne eğip:
-Hoşbuldum aşkım,dedi.
Saatler durmuştu o anda ve artık kendilerini birbirlerinin kollarına bıraktılar.Aşkın kollarına…
Belkide bıkmadan usanmadan orada saatlerce öpüşebilirlerdi.Yolların bile karşı koyamadığı bir buluşmaydı bu.Her saniyenin her dakikanın keyfini çıkarmak zevkine varmak istiyorlardı.Çünkü sadece iki günleri vardı.Bütün arzularını,tutkularını ve aşklarını sığdırabilecekleri koskoca iki gün.Ama aslında saatlerin hiç yetmeyeceği iki kısacık gün.O yüzden tek bir saniyesi bile ziyan edilemezdi.
Adam elinden tutup kanepeye oturttu kadını.Elleri ile saçını ve yüzünü okşayıp:
-Yorgunsun,biraz dinlen ,dedi.
Yerinden doğrulup mutfağa doğru yöneldi.Az sonra elinde iki kahveyle geri döndü.Kahveyi kadına uzatıp yanına oturdu.Kadın o kadar mutluydu ki teşekkür etmek bile aklına gelmemişti heyecandan.Sadece öylece gözlerine baktı ve “Seni seviyorum” dedi.Adam gülümseyerek dudaklarına küçük bir buse kondurdu “Bende seni seviyorum bitanem”dedi.Kahvelerini bitirene kadar bir daha konuşmadılar.Diller susmuştu ama gözler sürekli konuşuyor,adam kadının gözlerinin derinliklerinde adeta kayboluyordu.
Kahveler bittiğinde adam usulca yerinden doğruldu ve kadının elindeki fincanı alıp kenardaki sehpanın üzerine usulca bıraktı.Sonra kadının elinden tutup yatakodasına doğru götürdü.Kadının tedirginliğini anlayan adam tuttuğu eli öpüp:
-Korkma,sadece sana sarılıp uzanmak istiyorum,dedi.
Kadın da artık onun adımlarına uyup yatağa doğru ilerledi.Yatağın yanında durup yine kadının dudaklarına bir buse kondurdu.Beraberce yatağa uzandılar.Sanki ilk defa karşılaşmış iki yabancı gibi değil de yıllardır beraber iki sevgili gibiydiler.Vücutları birbirlerinin ritmine alışık bir şekilde öyle uyumlu hareket ediyordu ki kadın bile bir an buna şaşırdı.Sonra tamamen kendini ona bırakıp göğsüne yaslanarak uzandı.Adam bir yandan kadının saçlarını okşuyor bir yandan da küçük küçük buseler konduruyordu…
Kadının içini öyle bir huzur kaplamıştı ki ömrünün sonuna kadar orada öylece kalabilirdi.Adamın kokusunu içine çekerek gözlerini kapattı ve anın tadını çıkarmaya başladı.Sanırım uzun yolculuğun verdiği yorgunluk ve onun kollarında bulduğu huzur ile kısa ama tatlı bir uykuya daldı.Bir süre sonra uyandı ve gördüklerine inanamadı bir an evet rüya değildi bu oradaydı onun kolları arasındaydı.Yüzünde bir tebessüm oluştu,o uyanmasın diye hiç kımıldamayan adam kendine bakıp gülümseyen kadına doğru uzandı ve dudaklarından ihtiraslı bir şekilde öpmeye başladı.Kadın da hiçitiraz etmeden ona karşılık verdi.
Artık kendilerini tamamen tutkunun ateşine bırakmışlardı.Vücutları birbirlerine uyumlu bir şekilde hareket ediyor sanki yılların acısını çıkarır gibi bütünleşiyorlardı.Sürekli inlemeler ve zevk dolu saatler başlamıştı …
İkiside yataktan kalkmak için bir harekette bulunmuyordu.Sanki o an ayrılırlarsa bir daha birleşemeyecek sanıyorlardı.Gece ilerleyip yorgun düştüklerinde birbirlerinin çıplak bedenlerine sarılıp uyumaya karar verdiler.
Sabah olup ortalık aydınlanmaya başladığında önce kadın araladı gözlerini “ne kadar güzel uyuyor” diye geçirdi aklından ve büyük bir hayranlıkla uyuyan adamı seyre durdu.Bir iki kıpırdanıştan sonra adam da uyanmıştı.Dudaklarına ufak bir buse kondurup “günaydın güneşim” dedi.Kadında gülümseyerek karşılık verdi.Birden içlerindeki tutku yeniden alevlendi ve birbirlerinin kollarına bıraktılar kendilerini…
Sonra kalkıp beraberce kahvaltı hazırladılar.Hazırlık yaperken mutfakta küçük hınzırlıklara devam ediyorlardı hala.Aralarında sessiz bir anlaşma yapmışlardı sanki,hiç bitmeyecekmiş gibi kendilerinden başka herşeyi unutacaklardı taki gitme saatine kadar.Kahvaltıdan sonra hazırlanıp dışarı çıktılar.Oldukları yer yeşillikler içerisinde ormanlık bir alandı.Elele tutuşup ormanın derinliklerine doğru yürümeye başladılar.Hani derler ya dünya yansa umurlarında olmaz aynen öyleydiler,kadının gözleri mutluluktan adeta ışık saçıyordu etrafına.Aklından sadece şunu geçirdi “her saniyesine değer”.
Yorulduklarını anladıklarında çimlere doğru yanyana uzandılar.Etrafta duyulan sadece kuşların cıvıldamaları ve birbiri için atan iki kalbin sesiydi.Orada ne kadar zaman öylece yattılar bilmiyordu.Sonra adam doğruldu ve “artık gidelim mi” diye sordu.Kadın da yavaşça doğrulup kendine uzatılan eli tutup ayağa kalktı.Kalkıp geldikleri yöne doğru yürümeye başlayıp eve ulaştılar.Eve vardıklarında adamdan şöyle bir teklif gelmişti:
-Bir banyoya ne dersin,yine yüzünde o muzip gülümsemeyle.
Kadın hiç itiraz etmedi yine çünkü kendisi de bunu istiyordu.Adam sanki ruhunu okuyordu adeta.Banyoya gidip doldurdukları küvetin içine bıraktılar kendilerini.Suyun verdiği rahatlık,birbirlerinin verdiği huzur anlatılamazdı o an onlar için…
Banyo keyfi sona erip bornozlarına sarılıp çıktıklarında kadın kendini kanepenin üzerine öylece bırakıverdi.Adam bara geçip kırmızı bir şarap ve iki kadehle kadının yanına geri döndü.Kadehleri doldurup sadece ikimize deyip şaraplarını yudumladılar.Kadehler boşaldığında kadın adama dönüp “uyumayalım bu gece olur mu,bu geceyi hiç bitmeyecek gibi yaşamak istiyorum”dedi.Adamda buna itiraz etmemişti nasıl edebilirdi ki oda aynı tutku ve arzuyla onu istiyordu.Gece uzundu ve sadece onlarındı.Şehvetin,tutkunun ve arzunun bir an bile azalmadığı geceyi sabaha bağladılar…
Sabah ilk ışıklarıyla birlikte geldiğini haber veriyordu artık ve hiç gelmesini istemedikleri gitme saatide yaklaşmıştı.Kadın yataktan kalktı ve gelirken yanında getirdiği küçük çantasını toparlamaya başladı.Adam yatakta sadece hafifçe kolunun üzerine doğrularak sessizce onu izliyordu.Artık çanta hazırdı üzerinide giyinmişti.Adama dönüp baktı,işte o an adam da sessizliğini bozup istemeyerekte olsa o soruyu sormuştu:
-Vakit geldi mi?
O an tuhaf bir sessizlik kapladı odanın içini tekrar sonra gözgöze geldiler ve istemeyerekte olsa vaktin geldiğini yine sessizce birbirlerine itiraf ettiler.Adam yataktan kalktı komodinin üzerine attığı pantolonunu giydi,tişörtünü üzerine geçirdi.Evden çıkmak için kapının önüne geldiklerinde birbirlerine sarılıp tekrar ateşli bir şekilde öpüşmeye başladılar.Ama fazla vakitleri yoktu o yüzden kısa kesmek zorunda kaldılar.
Kapıdan çıkıp arabaya doğru yöneldiler artık kimse konuşmuyordu.Kurulu bir robot gibi arabaya binip herşeyin başladığı yere geri dönmek için yola koyuldular.Otogara geldiklerinde kadını bekleyen otobüsü görüp, her ne kadar ayakları geri geri gitsede arabadan inip otobüse doğru ilerlediler.Artık veda vaktiydi.Kadının gözleri dolmuştu,adam elleriyle yüzüne dokundu ve:
-Pişman mısın?Diye sordu.
Kadın başını yerden kaldırdı ve gözlerinin içine bakarak konuştu:
-Bilsem ki bir daha hayatım boyunca seni göremiyecem,bir daha sesini duyamıyacam yinede seninle geçirdiğim tek bir saniyeden bile pişmanlık duymam.Sen benim hayatımda başıma gelen en tatlı şeysin.Seni çok seviyorum,sen benim parlayan yıldızımsın ve benim için hep parlayacaksın,dedi.
-Bende seni çok seviyorum güneşim,iyiki varsın ,dedi adam.
Sonra etraftakilere aldırmadan son bir kez sıkıca sarıldılar birbirlerine. Muavinin otobüs kalkıyor diye anonsuyla kendilerine gelip ayrıldılar.Ayrılık çanları çalıyordu artık,adam alnına bir buse kondurdu ve son bir kez gözlerinin derinliklerinde kayboldu kadının.Kadın çantasını muavine vererek otobüsteki yerine oturdu.Hareket etmeden son bir kez adamın yüzüne baktı ve sessizce “seni seviyorum koca yürekli adam”dedi.Ve sonra gözyaşlarını görmesini istemediği için başını önüne çevirdi.
Artık gitmelerin vaktiydi,belkide bir daha dönüp gelemeyeceği bu yerlerden. Aklında,yüreğinde hep yarım kalacaktı bu sevda ama yinede her saniyesine değerdi ve bir an bile pişmanlık duymayacaktı .
Ve aklından en son şunları geçirdi “karanlık gecemin parlayan yıldızı ,ben varoldukça sen parlamaya devam edeceksin”…

SİYAHGOLGE…

 

 

 

Sakın Kendine Sorma

image

Neden hiç bencil olmayı beceremedim ki.Yok onun iyiliği için ,yok bu böyle daha mutlu olur yok şöyle yok böyle derken hep ertelenen kendi hayatım oldu.
Herkesi mutlu etmenin derdine düşünce hep mutsuz ben oldum.Neden hiç sen ne istiyorsun diye kendime sorup yapmadım ki neden…
İnsanlar belki bilerek belki bilmeyerek omuzlarınıza öyle yükler yüklüyorlar ki artık siz siz olmaktan çıkıyorsunuz .Aslında kendinsin ama başkasının kuklası olarak.Beynine başkalarının düşünceleri sokuşturularak .
Bu kadar iyi niyet fazla değil mi .Başkaları uğruna hayatı feda etmek en büyük yanlış değil mi?
Söylesenize kaç kere daha gelebilecez ki dünyaya …

Siyahgolge…

“Git” diyorsunda
Olmuyor işte git demekle,
Herşeye rağmen gidemiyor insan.
Bende sana “sev” diyorum mesela,
Sevebiliyor musun?
                  
                            Cemal Süreyya

image