Hayat buymuş ben bilemedim…

Senin yanında hayatım deyip sevdiğin adam
Sevdiğine ağladı mı hiç
Senin kucağında yatıp onun için ağlarken tesellisi sana kaldı mı

Onun başkası için ağladığını dinlerken
Sen onun için akıttın mı gözyaşlarını

O sevgilisinden dert yanarken sen için acıyarak onu dinledin mi hiç
Hem de senin onu sevdiğini bildiği halde
Seni seviyorum diye inandırdığı zamanlarda…

Ona kızıp dönüp sana bağırmalarını dinledin mi hiç
Sonra tekrar ona döndüğünü seyrettin mi

Onlar herkesin önünde aşkını ilan ederken
Sen onun hayatında bir gölge olarak kaldın mı hiç

Ciğercinin kedisi gibi masa altında bekleyip
Önüne atılan ufak tefek kırıntılara sarılıp teselli buldun mu

Bunları sana hayat diye yaşatan oldu mu hiç…

Siyah gölge…

Reklamlar

Ciğercinin Kedisi

22491486_2024256167786005_1668106231139479243_n

Neden,neden diye soruyordu kendine. Neden ait olmadığım yerdeki bu kalma ısrarım daha ne olmasını bekliyorum ki mucize mi !? Sürekli cevapsız sorular dönüp duruyordu yine beyninde gecenin kör karanlığın da tek başına otururken. İşin kötü yanı cevaplarını bildiği sorulara cevap verememesiydi. Aslında cevap veremiyor değil sadece bildiği cevapları kendi içinde inkar etme çabalarıydı yaptığı. Ne zamana kadar kaçabilecekti ki gerçeklerden. Eninde sonunda gelip bir tokat gibi çarpmayacakmıydı sanki gerçekler suratına, ertelemenin ne alemi var ki. Zamanı erteledikçe sanki çekeceği acı azalacakmıydı tabi ki de hayır dedim ya yersiz bir bekleyişti sadece yaptığı. Ama inatla inkar ediyordu işte gerçekleri. Kötü bir amaçla yapmıyordu aslında bunu,sadece tutunacağı son dalın da kırıldığını kabullenmek istememekti onunkisi. Onun da tamamen kırıldığına inanırsa tekrar bir umudu kalmayacağından korkuyordu. Yalnızdı belki de hiç kimsenin olmadığı kadar yalnız, hiç kimsenin olmadığı kadar korunmaya muhtaç. Ama şunu da biliyordu ki istemediği sürece kimseyi zorla yanında tutamazdı. O yüzden bir karar vermesi gerekiyordu artık.

Ne kadar canı yansa da ne kadar istemese de yapması gerekeni biliyordu. Birşeylerin vakti geldiyse ertelemenin bir anlamı yoktu. Bu sadece acısını çoğaltır hiç bir zaman azaltmaz farkındaydı artık bunun. Yapmalıyım dedi inatla bu sefer yapmalıyım, içinden bunları geçirdi sonra ayağa kalktı ve bir sigara yaktı. Ya yine beceremezsem diye düşündü. Ya yine vazgeçersem kararımdan o zaman ne olacak. Ciğercinin kedisi gibi yine kapı aralığından önüme atacaklarını mı bekliyecem dedi kendi kendine . Peki ne kadar dayanabilecekti bu duruma, daha ne kadar tahammül edebilecekti. Bunun hesabını bile yapamıyordu artık . Kalp ile mantık birbiriyle mücadele ediyor çoğunlukla kalp kazanıyor ama mantık ısrarla yenilgiyi kabul etmiyordu. Son bir hamle deyip tam yenilmişken tekrar atağa geçiyordu. Ama bu iç savaş bir türlü bitmiyor galibi bir türlü belli olmuyordu,böyle giderse de sanırım hiç bir zaman galip gelenin kim olduğunu bilemiyecekti…

SİYAHGÖLGE…

Hayat…


     Hayat ne garip değil mi,hani şu pamuk ipliğiyle bağlı olduğumuz hayat.Sanki tekrar gelebilecekmişiz gibi hor kullandığımız ama birkere gittikmi aslında dönüsü olmayan hayat. Bazen durur sorarız neden diye ama yine de vazgeçmeyiz yaptığımız hatalardan. Bazen de başkalarının uğruna feda ederiz onu sanki değeri bilinecekmiş gibi. 

       Aslında bir anlayabilsek bunun bize verilmiş tek sans olduğunu bir kavrayabilsek belki de bu kadar hor kullanmazdık. Şöyle düşün çocuksun ve elinde bir tane şeker var bunu ısırarak hemen yemek için mi bakarsın yoksa tadını çıkara çıkara yavaş yavaş yemek mi? Aslında hayatta böyle işte ya kötü kullanana kullana bitiricez yada herseyi sindire sindire yaşayarak. Bir anda bitirmek mi zevk verir yoksa yavaş yavaş tadını alarak mı işte tam da cevabını bulup uygulamamız gereken soru bu işte.

      Bunu tam olarak kavrayabilirsek eğer belki de yaşantımız da değişecek belkide daha huzurlu olucaz .Denemeden bilemeyiz bunu ama biraz zaman ayırıpta kendimize mantıklı düşünebilirsek eğer doğru cevabı buluruz. Peki sence biz buna değmezmiyiz…                                                    

                                               SİYAHGÖLGE…

Hoşcakal Gözümün Nuru

Gülüşünü sevdiğim adam sen hep gül…      Saat sabahın 6sı,dolu dolu geçen bir yılın ertesi sabahı. 26 aralık gecesi saat 3.20,hayatımın dönüm noktası olacağını bilemezdimki attığım tek bir mesajın. Gerçi biz bir seneyi tamamlayamadık 6 aralıkta veda ettik birbirimize ve bizle birlikte biten herşeye. Kimi zaman güldüğümüz kimi zaman beraber ağladığımız da oldu sadece beni ağlattığıda. Ama 1 sene içerisinde birbirimizin telefonla da olsa sesiyle uyumadığımız çok fazla gecemiz olmadı. Önce o uyurdu onun uyurken aldığı nefesle ben uyurdum .Pişmanmıyım onu tanıdığıma yada hayatıma aldığıma asla. Bende istemezdim bitmesini ama bazen sadece istemek yetmiyor işte. Her başlangıcın bir sonu oluyormuş. Onu hala çok seviyor hala deli gibi özlüyorum. Ama yanımdan son kez ayrıldıktan sonra bir daha biz diye birsey olmayacağını biliyorduk.

      İçim mi hiç sormayın hala yarası çok taze ne acısı geçiyor nede kanaması duruyor…

                                    SİYAHGÖLGE…

SEN ÖĞRET…

veda.jpg

Hiç bir vedayı yakıştıramadığım adam
Şimdi sana ne şekilde veda edeyim
Yüreğimi söküp eline mi vereyim,
Hayatıma mı son vereyim.
Söylesene nasıl veda edeyim sana…
Birgün gelipte bunu yapmam gerektiğini  bilemedimki
Durupta nasıl yapacağıma karar vereyim
Hem kim gidecek olana hayatında yer verip
Kalbinin anahtarını eline verirdiki
Bilemedim hayat bilemedim
Birgün gelip bunu yapmam gerektiğini bilemedim
O yüzden böyle çaresiz kalışım
O yüzden bu yersiz çırpınışlarım
Varlığına böylesi alışmışken,birden hiçliğine alışmak
Ne dimağıma sığıyor,ne de yüreğim el veriyor
Olmuyor hayat olmuyor yapamıyorum
Sensizliğe kendimi alıştıramıyorum
Ama kaçınılmaz son işte,ne kadar inkar etsemde
Yine de ben sana nasıl veda edilir bilemedim hayat
Herşey gibi bunu da bana sen öğretsene…
SİYAHGOLGE…